Koyunuz ya kendimizi gütmeye birilerini arıyoruz.
Buldunuz işte tepe tepe kullan(ıl)ın.
Adamı kendi memleketinden soğuttunuz lan, yaşamak istemiyorum bu memlekette...
Edit: Buradaki bir ifadeyi kaldırdım, bir anlık sinirle yazılmıştı. Bariz bir hakaret olduğundan zaten yazdığım anda pişman olmuştum.
Bu editi koyma nedenim de korkakça onu silip kaçmış gibi görünmeyi istememem, bir de son 1 gündür nette çeşitli ortamlarda dönen tartışmalarla ilgili bir kaç kelam etmek. Özellikle bir forumdaki atışmada okuduğumdan anladığım kadarıyla "evet"çi "hayır"cı şeklinde (tam da RTE'nin itediği gibi) kutuplaşan güruhun genel tartışma mevzularından bahsedicem.
Öncelikle üzgünüm ama yukardaki görüşlerden pişmanlık duymuyorum. "Demokrasi"nin adım adım diktatörlüğe giden bir "lider"den geleceğine inanmıyorum. Bu partinin samimiyetine inanmıyorum. Ben herhangi bir partiyi ise savunmuyorum. Politikayı genel olarak sevmem ve bugüne kadar bana gerçekten "samimi" gelen tek bir siyasi lider de hatırlamıyorum. Bu yüzden tüm "hayır"cıların CHPci gibi görünmesinden de rahatsızım.
Kendimi tanımlamam gerekirse ülkesini seven, laik ve kemalist biri olduğumu söyleyebilirim. Ama doğru artık bu memlekette Atatürkçü olduğunu belirtmek bile suçtu değil mi, unutmuşum pardon. Put mu geçti aklınızdan, evet Atatürk'e put gibi de taparım.
Her şeyi kendi kontrolü altına almak isteyen, halka yeni haklar tanıyoruz mavraları atıp tek hakkı kendi safındakilere tanıyan, her kurumu yönlendirmek isteyen son anayasa değişimiyle de bu yolda büyük bir adım daha atan bir partiyi sırf türbanlı haklarını savunuyor diye tutanlar için daha iyi bir alternatif yok ne yazık ki.
Ama bu anayasa değişimine "Hayır" demenin, türbanlıları aşağılamak veya CHPli olmakla eşdeğer olduğunun nereden çıkarıldığını da merak ediyorum açıkçası.
Kafamıza göre kategorize etmeye devam edersek, götümüzden element uydurursak^^ ötekileştirmeye de devam ederiz o zaman, üzgünüm.
Bu anayasa değişimine hayır dememin sebebi yada AKP'ye karşı olmamın sebebi kesinlikle türbanlılar değildir. Türbanlılara karşı değilim ama kapanma olayına fikren karşıyım bunu da belirteyim. Ancak bu etrafımda kapalıların olmasını engellemez. Bunu aynı farklı takım tutan biriyle arkadaş olmak yada bir komünistle bir ülkücünün(!) arkadaşlığı gibi görürüm.
Bu partiye karşı çıkmamın en önemli sebebi eline geçen herşeyi satması ve her şeyi kendi tekeline alma konusundaki bitmek bilmez hırsıdır. Bir şekilde benim bir kaç hakkımı savunuyor diye de vatanımı karış karış satmasını hoş göremem bazıları gibi. Allah aşkına türbandan bahsediyoruz, okuluna daha rahat girmek mi daha önemlidir, vatanının kan dökülerek kazanılmış topraklarının satılması mı?
Hiç kimse de çıkıp bir şeyleri ajite etmesin, çok acı çektik demesin. Zamanında kanlarıyla bu toprakları savunanların kemiklerinin sızladığının çeyreği kadar bile acı çekmediniz, üzgünüm.
12 Eylül 2010 Pazar
12 Dev Adam Bu Kez Gerçekten "Dev"

Evet yıllardır Athena sağolsun milli takımımızın her maçında haykıra haykıra söylüyoruz şu marşı ama hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Öncelikle kocaman bir Teşekkürler hepsine burdan :D
Aslında izlemek istemiyordum başta, çünkü hem çok geriliyorum izlerken hem de sanki ben izleyince uğursuzluk getiriyormuşum gibi. Normalde tam bir mantık insanıyım ve ruhani şeylerden hayli uzağım ama böyle garip bir düşünceye kapıldım işte.
Olay günü Astrea bizde kalmak üzere geldi, akşam öyle içeriz diye çıktık. Ama tabi içmek için Alsancak Kıbrıs Şehitleri'nde Muzaffer İzgü Sokağına oturursanız, maçı izlemekten başka çareniz kalmaz. Etrafımdaki onlarca TV'yi görünce tüm uğursuzluğumu unutup, hemen izlemeye başladım tabi.
İlk basketin ardından maçın sonlarına kadar öne geçemedik malumunuz, o yüzden biz de bunalımlardan bunalımlara koşarak, bir yandan arka masadaki angut adamın saçma konuşmalarını çekmek zorunda kalarak maçın son çeyreğine geldik.
İlk basketin ardından maçın sonlarına kadar öne geçemedik malumunuz, o yüzden biz de bunalımlardan bunalımlara koşarak, bir yandan arka masadaki angut adamın saçma konuşmalarını çekmek zorunda kalarak maçın son çeyreğine geldik.
Bu arada ben Tanjevic'le ruhsal iletişim kurabildiğimi fark ettim. Ne zaman masaya dönüp bilmiş bir Hıncal Uluç edasıyla "Tanjevic şimdi mola almalı" desem aldı, hatta en son "Sinan'ı çıkarmalı şimdi hacı" dediğimde çıkardı ki ben bile kendimden korktum.
Son çeyrekte aklımda olan şeyi sonunda masadakilerle paylaşarak "Ya ben ne zaman bakmasam sayı oluyor, izlemesem mi acaba" dedim, çünkü ne zaman masadaki patates yada fıstıklara gömülsem, ne zaman Astrea'yla bir şeyler konuşsam sokaktan alkışlar, tezahüratlar yükselmekteydi. Bunu duyan ablam da hemen "Harbi Kimbap sakın bakma ekrana" dedi.
Emin olun spor seven, hele böyle milli maçlar yada Fenerbahçe maçlarında heyecandan kendinden geçen biri için çok zordu. Yüzlerce insanın ve onlarca plazmanın olduğu bir sokakta maçı izleyememek. Resmen sinirden çıldırdım, kah yumruğumu sıktım kah kendimi fıstığa verdim (fıstık benim olacak...) Ama bakmamam meyvesini verdi hemen. Zaten maçın sonlarını anlatmama gerek yok. İşte o başarının mimarı benim^^
Zaten kendimize totemlerden totem beğendik. Birileri konfeti saçan bir şey patlattı (adı ne bilmem, konfetimatik? :)) masamıza bir tanesi düşünce hemen onu uğur belledik yada ablam maçın başında topu biz kaparsak maçı biz alıcaz demektir dedi, öyle de oldu. Sonuç olarak pozisyonları hem de en baba pozisyonları o an göremeyince sinirimi alkıştan çıkararak avuçlarımı patlattım. Herkes Tvye bakarken ben kulağımın dibinde bana an an maçı anlatan Astrea'yı dinleyip, bir yandan ablamın tepkilerini izleyerek maçın gidişatından haberdar oldum. Ablamın tepkileri komikti yalnız, eğlendim hehehe.
Sokağı da tribüne çevirdik. Hatta biri işi abartıp mikrofon yada hoparlör gibi bir şeyle ortamı coşturdu. Maçın bittiğini sonradan anlayıp ayağa kalkıp "Roarr Türkiyeeeeee Aslanlarım Kaplanlarım" şeklinde coşan bendenize de alkış. Yaşlı nineler gibiydim, millet sevindikçe bizimkilere soruyorum "Noldu noldu" diye, Astrea da garibim sayemde maç spikeri kıvamına geldi. "Şimdi 3lük attık, serbest atışı 1i girmedi, yapma Ömer yapma bunu. Hidayet'ten akıl dolu bir pas" vb. Tv'nin sesini gürültüden duyamıyorduk malum:)
Bir de arka masadaki denyo olmayaydı:))
Bu akşamki maç için bol şans diliyorum takımımıza. Artık ilk 2deyiz yani bu bizim için tarihi bir başarı ama gerçekçi olmayı bir yana bırakıp neden şampiyon olmayalım diyorum, o mutluluğu düşünemiyorum :D
Yarın umarım bir zafer yazısı yazabilirim :))))
7 Eylül 2010 Salı
Ben Bugün Bunu Gördüm!
Günün Sorusu: Az önce alışverişten geldim, fişte görünen kola (ki alışverişimin en nadide parçası) torbalardan çıkmadı! Sizce 1.49 lira için tekrar yol tepip kolanın akıbetini sormaya değer mi? Torbalardan biri delik ondan düşmüş olabilir mi? Eğer düştüyse ben fark edemeyecek, sesini duyamayacak kadar dangalak olabilir miyim? Bugün gitmeyip yarına ertelesem kolayı alma şansını kaçırmış olur muyum? Birileri cevaplarsa (tabi en kısa zamanda, cevap bana şimdi lazım) sevinirim.
*Şimdi bugüne dönelim. Yine boktan bir gün o anlaşıldı daha en başından. Sabah aynaya bakınca Darwin'in ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anladım. Zira tek başıma maymunlardan evrildiğimizin kanıtı gibiyim. Sanki çok küçüklermiş gibi daha da büyüyen gözler ve burun! Ekstra hazırlığa ihtiyaç duymadan her türlü cadı rolünü kapabileceğim "ot"lukta saçlar. Offf Alien Returns!
* Bunun üzerine evde yiyecek hiç bir şeyin olmaması! Corn flakes var süt yok, ekmek var peynir yok vb. Ben de üşengeçlikten ancak 4e doğru dışarı çıktım bir şeyler almaya. Zaten reflüden şüpheleniyordum, bugün aç karnına abandığım kahve+sigaradan sonra kesin artık.
* Bu maymun halimle markete gidemezdim. Ben de kokoşlar gibi makyaj yaptım, akşam çıkarken bile giymediğim cafcaflı straplez bir body giydim. Sonra kendimi moron gibi hissettim.
* Bayramda iki kardeş kaldık. Ablacuum yanıma gelcek artık burda içerek falan bir bayram kutlaması yaparız:P Yani bayram delisi olmadım hiç ama garip hissettim, annem ve babam bir yakının vefatından dolayı şehir dışına çıktılar. İlk kez ayrıyız bir bayramda, hadi bakalım.
* Dün maaşımı aldığımda döktüğüm sevinç gözyaşları bugünkü alışverişin ardından kan ağlamaya dönüştü. Yaklaşan aidat, ödenmesi gereken faturalar da cabası.
* Böyle mutsuz günlerde yüzümde oluşan annesiyle amcasının kırıştırdığını yeni öğrenen Küçük Emrah ifadesine biri dur demeli. Valla geyik değil, oluyor böyle bişey. Yolda yürürken o kaşların istemsizce şekil değiştirdiğini fark ediyor deli gönül, ama heyhat dur diyemiyor. Yaralııııııııyam...
*Şimdi bugüne dönelim. Yine boktan bir gün o anlaşıldı daha en başından. Sabah aynaya bakınca Darwin'in ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anladım. Zira tek başıma maymunlardan evrildiğimizin kanıtı gibiyim. Sanki çok küçüklermiş gibi daha da büyüyen gözler ve burun! Ekstra hazırlığa ihtiyaç duymadan her türlü cadı rolünü kapabileceğim "ot"lukta saçlar. Offf Alien Returns!
* Bunun üzerine evde yiyecek hiç bir şeyin olmaması! Corn flakes var süt yok, ekmek var peynir yok vb. Ben de üşengeçlikten ancak 4e doğru dışarı çıktım bir şeyler almaya. Zaten reflüden şüpheleniyordum, bugün aç karnına abandığım kahve+sigaradan sonra kesin artık.
* Bu maymun halimle markete gidemezdim. Ben de kokoşlar gibi makyaj yaptım, akşam çıkarken bile giymediğim cafcaflı straplez bir body giydim. Sonra kendimi moron gibi hissettim.
* Bayramda iki kardeş kaldık. Ablacuum yanıma gelcek artık burda içerek falan bir bayram kutlaması yaparız:P Yani bayram delisi olmadım hiç ama garip hissettim, annem ve babam bir yakının vefatından dolayı şehir dışına çıktılar. İlk kez ayrıyız bir bayramda, hadi bakalım.
* Dün maaşımı aldığımda döktüğüm sevinç gözyaşları bugünkü alışverişin ardından kan ağlamaya dönüştü. Yaklaşan aidat, ödenmesi gereken faturalar da cabası.
* Böyle mutsuz günlerde yüzümde oluşan annesiyle amcasının kırıştırdığını yeni öğrenen Küçük Emrah ifadesine biri dur demeli. Valla geyik değil, oluyor böyle bişey. Yolda yürürken o kaşların istemsizce şekil değiştirdiğini fark ediyor deli gönül, ama heyhat dur diyemiyor. Yaralııııııııyam...
4 Eylül 2010 Cumartesi
Herkes Sevdiği Halde Nefret Edilen Şeyler-Volume 1
Düşündüm taşındım, kendimle yüzleştim, kah ormanda yürüyüşe çıkıp kah okyanusa dalıp (evet sırf bunun için yurtdışına çıktım) kendimle konuştum, 5n1k uyguladım, "ben kimim" dedim, "sevgi neydi" dedim, "babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi" diye kritik sorular sordum kendime. Bir aynaya bakmak gibiydi, korkmuştum, bir ürperti duyumsadım.
Muhahah korktunuz değil mi, ben de bu kadar dayanabildim zaten. Neyse ya bunların hiç birini yapmadım, kendimi tanıyorum. Bir şeylere gıcık olmak için yaratılmışım. Hele bazı günler öyle bir nefretle doluyorum ki herkese ve herşeye kusuyorum. Merak etmeyin benimki zararsız. Genelde şöyle gelişir. Kahvaltı esnasında"Bu peynir bozuk, bu markayı hiç sevmiyorum", Tv izlerken "Gerizekalı kaltaklar, kolay yoldan ünlü olun yetenek sıfır, bunların kafalarını alıp duvarlara sürteceksin", dışarı çıkıldığında "Şu kızın giyimine bak, oha yani abartsaymış. Bir de sevgililerin yanına kuyruk olmuş." Bu vb. ifadeleri bazen fark etmeden öyle abartıyorum ki, beni iyi tanıyan bir arkadaşım varsa yanımda yine nefret saçıyorsun der geçer, ama tanımayana tam bir ızdırap, kabul ediyorum^^
Neyse ya, benim amacım böyle uzatmadan maddelemekti mevzuyu, biraz sözlük tadında bir yazı olacak gibi. Burda yazacaklarım genelde herkesçe sevilen ama benim hiç hazzetmediğim şeylerdir. Eminim unuttuğum tonlarca şey olacak çünkü liste kabarık.
Lady Gaga

Lady Gaga mısın paçalı mısın her neysen, nefret ediyorum lan senden. True Blood'ı izleme sebebim Eric'i yediğin klibe bile katlandım lan. Çirkinsin bir kere kabul et. Ses desen bence hiç bir özelliği yok, gayet düz hatta fazla düz. Olay tamamen ilgi çekici imaj+müzikal altyapıya kalıyor. Şarkılarının dumtısçaktıs her mekanda (rock barda bile çalıyo lan, beri blues'u da bozdunuz yazıklar olsun!) çalmasının sebebi gaza getirici etkisi. Bu ise senin "şahane" sesin "müthiş" kabiliyetinden ziyade tamamen şarkının altyapısında barnağı olan aranjör mü artık ne diyorsanız onlara kalıyor. Ya eminim seveni çok, belki herkes "Ne diyon sen yavaşşş" diyecek yada "Duygularıma tercüman oldun bebeğim, mucx" dersiniz bilemem ama ben hiç hoşlaşmıyorum kendisinden.
Eternal Sunshine of The Spotless Mind

Ya arkadaş ne umutlarla izledim ben bu filmi zamanında, orijinalini bile aldım (allahtan abartıp Dvd almamış, Vcd'yle yetinmişim). Bak bu maddeye itiraz bekliyorum açıkçası, herkes bayılıyor zira. Tamam iyiydi hoştu da öyle über, süpersonik, yüzyılın filmi hali de yoktu. Zamanında facebook hedemi kapatmamın sebebi herkesin bu filmin fanı olmasıydı. Arkadaş ortamlarında lafı açılınca gözlerinden kalpler çıkaran bir güruh ve "Ne güzel filmdi baba" diyerek kederlenmeler. Yok efendim Jim Carrey ilk kez böyle bir rolde oynamış da, görüntüleriymiş, kurgusuymuş da falanfeşmekan. 2 karlı okyanuslu görüntü koy, oh senden büyüğü yok artık! Bir de baş karaktere hafif dengesiz ama sevimli, cool bir hava kat. Hemen oyuncu da film de yerlere göklere sığdırılamasın. Biliyorum şu anda tam bir sanat düşmanı odun gibi geliyorum size, ama sevmedim beyler yapacak bir şey yok.
Mantar

O kaygan, sert mi yumuşak mı belirsiz şey, bir böcek yiyormuş hissi, bir tedirginlik. Tat desen tat yok, koku desen o da yok. Bizim de aksi gibi tüm aile bayılır, bundan yemek yapıldıysa ama doğduklarına pişman ediyorum ben onlarııııı, dur seeeen! Alıp o tencereyi camdan atıyorum, sonra hepsini diziyorum karşıma yer misin yemez misin! Tamam bunları yap(a)masam da bir cıngar çıkarmadan bırakmıyorum. Pizzayı herkes bitirdiğinde ben yeni başlıyorum, bu deyyusları ayıklıyorum.
The Big Bang Theory

Geçenlerde diğer blogda Ninsan'la yaptık bunun muhabbetini ama baştan söliim zamanında ilk 2 bölümünü falan izlemiştim, o yüzden bu çok hödükçe ve önyargılı bir madde olabilir. Ama sevmedim napim? Karakterler çok itici, o geek tipler, hepsi iticilikte sınır tanımıyor. Güya güzel olan sarışın kıza diyecek söz bulamıyorum. Bir de hep aynı durum, basit durumları, olayları bilimselliğe döken, sosyallikten yoksun bir grup inek. Eee tamam nereye kadar gülcez. Üstelik şahane espriler de değil. Atıyorum şöyle bişey: "Sence bu kız neden benden kaçtı?" "Hmmmm belki vücut ısısında heyecanlı anlarda artışa geçme durumunun bilmemne zamazingosunun zortlaması" Gülüşmeler...
İşte bende hiç bir zaman o gülüşmeler olmadı (hiç bir zaman dediği 2 bölüm^^) Bir de herşey abartılmıyor mu, 2 gönderme yap senden iyisi yok. Ne var bunda, Star Wars'a mı yapmak istiyorsun, at uygun bir yere "I'm your father" repliği, senden zekisi yok.Üzgünüm otur sıfır:)
You're Beautiful & Boys Over Flowers

Şu şekerler de olmasa çekilmezdi^^
Şimdi öncelikle şunu söliim, bu blogu uzak doğudan "uzak" tutsam da hayatımın önemli bir bölümünü ele geçirmiş bir şeyi tamamen es geçemem. Bu yüzden nacizane şu 2 kdramayı iliştiriverdim.
Öncelikle bu tam bir nefret değil, zaten Kore'ye ait bir şeyden hiç bir zaman o kadar nefret edemem^^ İzlerken sıkılmadım falan da hep aklımdan "Offf çok klişe" gibi şeyler geçti. Go Mi Nam ve Jan Di'ye olan nefretimi ise fırsat bulduğum her yerde belirttim sanırım. Yani esas hatunlar bu kadar yıvvvrannnç olmayaydı, belki daha güzel bir şekilde anardım bu 2 diziyi.

Yine de You're Beautiful'daki acayip komik sahneleri (misal domuz kovalama) es geçemem bu yüzden bir tık önde, BOF'nin yanında. BOF yerine ise her zaman japon versiyonu Hana Yori Dango'yu tercih ederim zaten, eh o zaman sorun çözüldü, hadi diğer maddeye geçelim.
Titanic
Hiç etkilenmedim, beğenmedim. İzlediğim anda unuttum. Leo'yu tıfıl olarak bir aşk filminde izlemek istersem zibilyon kez izlediğim ama vazgeçemediğim Romeo&Juliet var, onu izlerim. Herhalde az sayıda kişiden biriyim ama yok arkadaş, Kate Winslet'ın o dombili yüzü, Leo'nun bızdık halleri, güvertede sarılma klişesi falan hiç gelemem.
Angelina Jolie

Valla billa kıskançlık değil, beğendiğim pek çok hatun var, hatta sayısız ama bu kadını beğenemedim. Mavi iri göz, dolgun dudak, siyah saç üçlemesi herkesin dibini düşürmek zorunda değil. Bir kere suratı çok ebleh ve bir "fazlalık" var (öyle düşündüğün fazlalık değil, bir dinle)
Yani aşırılık var, dudaklar fazla kalın, gözler çok iri. Vücudu da aksine fazla ince, o vücuda o koca kafa, abartılı yüz. Bakmak yoruyor. (Oha be abarttım gibi, kadını ucube yaptım çıkardım) Neyse bu kadının daha güzeli var halis muhlis Türk malı, Sultan dururken bakmam yüzüne. Üzülme Angie seni seven çok nasılsa^^

Marlboro/Parliament

Özellikle Parliament'ten hiç hoşlanmam, Marlboro belki. Pahalı herşey o kadar da güzel olmuyormuş demekki. Ben başladım başlayalı kullandığım Winston Box'ımla mutluyum.
Msn
Bizim zamanımızda, çook eskilerde Icq vardı, pek popülerdi çocuğum. Öyle facebook gibi bilgileri yazıp bulurdun milleti. Bu yüzden tanımadıklarınla da konuşabilirdin. Birine ulaşmanın en kolay yolu destansı (Örn:256818840284) Icq numarasını almaktı. Mesaj gelince "Aao" diye bir ses çıkardı, pek şirin. İşte ben o günlerde kaldım, Kalbim Icq'da Kaldı yeni bestem^^ Msn'e alışmak da değil sorun. Bir çevrimiçi oluyorum, kimse yazmıyor, sonra "meşgul"e geçiyorum, dizi izlemeye başlıyorum milletin yazacağı tutuyor. Böyle pek çok kıllığı var, sevmiyorum lan daha da asosyal olcam.
Telefonda konuşmak

Her zaman olmaz bu, bazı günler. Bazen cidden zulüm gelir, ama zaten karşımdakini angut yerine koymam o zaman açmaz sonra kendim ararım (aman ne saygılıyım dimi) Aslında bazı kişilerle belli kişilerle konuşmak işkencedir. Mesela bir arkadaşımla telefonda geyiğe bir dalarız dakikalar boyunca sadece gülme sesleri duyulur. Bazılarında ise daha doğrusu samimi olunmayan kişilerde sessizlikler olur, ne diyeceğini bilemezsin en son kapatalım o zaman dersin, böyle götoş durumlar. En güzeli tam gülüşürken "Hadi bakalım öptüm görüşürüz" tarzında bitirmek, böyle cool bir hava katmaktır olaya.
Neyse ki konuşmaktan hoşlanmadıklarım artık hayatımda artık yok, yada ben görüşmüyorum. Böylece telefonum çalınca buhranlar geçirmeme gerek kalmıyor.*Baktım ki bu liste bitecek gibi değil, dedim artık burda keseyim. Bu arada TopTen listesi değildir, yani sıralama yoktur. Bu yazının devamı gelebileceğinden Volume 1 diyorum.
Herkes Nefret Ettiği Halde Sevilen Şeyler, çok yakında...
29 Ağustos 2010 Pazar
Kana Susamış Bir Vettel!
*Vettel ne diyeyim ben sana Allah'ından bul ulan! Tuttuğum pilotun yarışına, hatta tüm senesine, belki de kariyerine ne kastın var be. Bu ne hırs ulan ortalığı birbirine kattın, herşeyi bıraktım milletin canına kastın olduğunu düşünmeye başladım.
*Button'a üzüldüm, hem de çok. Ah Vettel tam sopalıksın ulen!
* Alonso için de üzgünüm, son zamanlarda iyice gözümden düşse de eski alışkanlık, vazgeçemiyorum. Yine de kazanmasını istiyorum. Ama yarış dışı kalana kadar güzel ataklar izledik Alonso'dan, en azından yarışı keyifli hale getirdi.
*Onu bunu bırakalım da herşeye rağmen güzel bir yarıştı, çok heyecanlıydı (Vettel sağolsun!) Hatta bu sezonun en hareketli yarışlarındandı.
* Kobayashi'nin aldığı puan Japon yanımı ziyadesiyle mutlu etti. Hadi bakalım hedef podyum:)
*Hamilton seni sevmiyorum sevemiyorum. Bundan sonrası için Button'ın şansı oldukça azaldığından sana karşı Webber'i tutabilirim, haberin ola :)
* 2 hafta sonra İtalya'da Vettel'in durulması dileğiyle sonlandırıyorum^^
*Button'a üzüldüm, hem de çok. Ah Vettel tam sopalıksın ulen!
* Alonso için de üzgünüm, son zamanlarda iyice gözümden düşse de eski alışkanlık, vazgeçemiyorum. Yine de kazanmasını istiyorum. Ama yarış dışı kalana kadar güzel ataklar izledik Alonso'dan, en azından yarışı keyifli hale getirdi.
*Onu bunu bırakalım da herşeye rağmen güzel bir yarıştı, çok heyecanlıydı (Vettel sağolsun!) Hatta bu sezonun en hareketli yarışlarındandı.
* Kobayashi'nin aldığı puan Japon yanımı ziyadesiyle mutlu etti. Hadi bakalım hedef podyum:)
*Hamilton seni sevmiyorum sevemiyorum. Bundan sonrası için Button'ın şansı oldukça azaldığından sana karşı Webber'i tutabilirim, haberin ola :)
* 2 hafta sonra İtalya'da Vettel'in durulması dileğiyle sonlandırıyorum^^
24 Ağustos 2010 Salı
Günlük gibi değil gibi...
* Bugün 8 yazıyla sekiz kez evet yanlış duymadınız ssssseeeekiiiizzzz kez otobüse binerek yine kendime ait 5 kez otobüse binme rekorunu egale ettim. Bir sonraki hedefim rekorlar kitabına girmek.
* Eve dönerken Notre Dame'ın Kamburu'nda Quasimodo (acaba doğru mu yazdım ama gugıllayamıcam şimdi) rolü için teklif aldım, bir kaç kişi üzerime bastı aldırmadım. Bundan sonraki hayatımı sürüngen olarak geçirmeyi planlıyorum. Çok yorgunum ulan!
* Kargo şirketleri bok gibi şeylermiş afedersin. Adam olun delüğanlu olun verdiğiniz sözü tutun ibişler!!! Mersinlerden arkadaşım ViAyPi (VIP) ilen yollamış, arkadaşım veri important pörsındır demiş, verilen saatten 2,5 saat geç getiren yurtiçi kargoyu burda ifşa ediyorum, ayrıca 1 gün gecikerek daha da bokunu çıkaran PTT Kargoya laflar hazırladım!
* Bugün İzmir'i yine sevdim, daha da çok sevdim. 52864 kişiye gubuk sorular sordum, hepsi sabırla cevapladı, yönlendirdi sağolsunlar. İçerde müşteri beklediği halde dükkanından dışarı çıkıp yol tarif eden bakkal amca, aptal sorularımla beynini siktiğim halde sabırla cevaplayan şoför amca, benimle kargo şirketine kadar yürüyen teyze, Hatay'da durakta ettiği yardım yetmiyormuş gibi Buca'da inince yanıma gelip hangi otobüse bineceğimi gösteren arkadaş, hepinize kokulu öpücükler. (Ay pardon kendimi bir an Seda Sayan sandım)
*Neyse ki bugün bolca rüzgar esti, ama yine de amele yanığı olmaktan kurtulamadım.
*Bugün bir kez daha "90 dkda ikinci otobüs beleş" olayına şükrettim. Yoksa bilanço çok daha ağır olabilirdi!
* Bugün ne öğrendim? Bir kez daha evrak işlerinin boktan işler olduğunu öğrendim.
*Günün özlü sözü: Siz siz olun kimseye söz vermeyin!
* Günün sorusu: Eve gelir gelmez dizi indirmeye başlıyorsam durum ne kadar vahimdir? Gerçekçi olun lütfen!
* Eve dönerken Notre Dame'ın Kamburu'nda Quasimodo (acaba doğru mu yazdım ama gugıllayamıcam şimdi) rolü için teklif aldım, bir kaç kişi üzerime bastı aldırmadım. Bundan sonraki hayatımı sürüngen olarak geçirmeyi planlıyorum. Çok yorgunum ulan!
* Kargo şirketleri bok gibi şeylermiş afedersin. Adam olun delüğanlu olun verdiğiniz sözü tutun ibişler!!! Mersinlerden arkadaşım ViAyPi (VIP) ilen yollamış, arkadaşım veri important pörsındır demiş, verilen saatten 2,5 saat geç getiren yurtiçi kargoyu burda ifşa ediyorum, ayrıca 1 gün gecikerek daha da bokunu çıkaran PTT Kargoya laflar hazırladım!
* Bugün İzmir'i yine sevdim, daha da çok sevdim. 52864 kişiye gubuk sorular sordum, hepsi sabırla cevapladı, yönlendirdi sağolsunlar. İçerde müşteri beklediği halde dükkanından dışarı çıkıp yol tarif eden bakkal amca, aptal sorularımla beynini siktiğim halde sabırla cevaplayan şoför amca, benimle kargo şirketine kadar yürüyen teyze, Hatay'da durakta ettiği yardım yetmiyormuş gibi Buca'da inince yanıma gelip hangi otobüse bineceğimi gösteren arkadaş, hepinize kokulu öpücükler. (Ay pardon kendimi bir an Seda Sayan sandım)
*Neyse ki bugün bolca rüzgar esti, ama yine de amele yanığı olmaktan kurtulamadım.
*Bugün bir kez daha "90 dkda ikinci otobüs beleş" olayına şükrettim. Yoksa bilanço çok daha ağır olabilirdi!
* Bugün ne öğrendim? Bir kez daha evrak işlerinin boktan işler olduğunu öğrendim.
*Günün özlü sözü: Siz siz olun kimseye söz vermeyin!
* Günün sorusu: Eve gelir gelmez dizi indirmeye başlıyorsam durum ne kadar vahimdir? Gerçekçi olun lütfen!
19 Ağustos 2010 Perşembe
Watashi wa Himono Onna Desu!
Korkmayın bilmeyenlere bu başlığın anlamı açıklanacak, hatta yazının amacı bu. Şimdi ben bu tür uzak doğu mevzularını diğer blogda hallediyorum malumunuz, ama bu sanıldığı gibi uzak doğuyla ilgili değil tamamen kişisel bir yazı olcek.
Dün sonunda Hotaru no Hikari'ye başladım. Blogu takip edenler biliyordur eminim ama bilmeyenler için bilgi verirsek, romantik komedi türünde bir jdrama (yani japon dizisi). Dün başlamama rağmen gece 6 bölüm izledim, az sonra da devam edicem umarım, diziyle ilgili yakında diğer blogumda bir şeyler yazarım zaten ama buraya almamın nedeni şudur. Dizideki kızımız için kullanılan bir tabir "himono onna". Bense izlerken dehşet içinde bir himono onna olduğumu fark ettim!!! (Bu blogda daha önce yazdığım şu bilgisayarla ilgili yazımda da hikikomori olduğumu fark etmiştim, vahh bana)
Şimdi himono onna'nın ne olduğuna maddelerle ve resimlerle bakarken, o özelliği taşıdığımı kanıtliciim sizlere. Bunu bir himono onna testi olarak düşünüp, siz de öyle olup olmadığınıza bakabilirsiniz. Başlamadan da şu bilgiyi vereyim, yalnız yaşıyorum. Hadi bakalım o zamannn!
* İlk özellik 20li yaşların ortasında bir bayan olmak! Ben 23 yaşındayım ama az kaldı sayılır o yüzden çekinmeden tick atılmıştır!
* 2.si ise işte süslü, parlak giyinip eve gelir gelmez ışık hızıyla pijamaları geçirmek. Saçları samuray tarzı tepeden toplamak. Evet doğru tahmin, tamam çok süslü değilim ama en azından sıkça topuklu giyerim, eve gelince ise üstümdekilerle 5 dk bile durmam ilk işim odama koşup onlardan kurtulup, aptal piyamalarımı giyip, makyajımı silmek olur. Saçımı tepeden toplar yada topuz yaparım. Popo kaşımaktan da bahsetmiş, dürüst olalım, prenses ayağına yatmayalım, hepimiz yapmışızdır (lütfen yaptığınızı söyleyin). Bir tick daha:(
*3.sü çerez, bira, abur cubura vermek kendini. Dışarı çıkmamak, işten doğruca eve gelmek. Bu noktada fena değilim. Birayı evde içmeyi sevmem pek, bir de o kadar asosyal değilim, ama şu aralar arkadaşlarım teker teker yuvadan uçtuğundan daha bir ev kuşuyum genele göre. O yüzden bu maddeye yarım tick atıyoruzz.
*4.sü abur cubur, dergi, manga dağının arasında yastığa sarılıp yuvarlanmak, herşeyi elini uzatıp rahatça ulaşabileceğin mesafeye koymak. Bu maddeyi biraz daha farklı olsa da uyguluyorum. Yastık ve minderler ayrılmaz arkadaşım, bu madde tamam. Abur cubur yerine sigara, yanında bazen su bazen kola, bu da tamam. Mangaları bilgisayardan okuyorum, yani tüm o dergi yığını yerine emektar laptop'umu koyarsak bu madde de tamam. Tick atıldı.
*5.si ise kendi kendine, televizyonla yada bahçeye gelen kediyle konuşmak. Ben sadece tv değil, laptoptan bilgisayara daha geniş bir alanda bu maddeyi uyguluyorum. Daha da acısı, geçenlerde her zamanki gibi laptop başındayken(!) balkondan kumru sesi duydum, bir yandan yavaşça ürkütmeden tombik kumrulara yaklaşmaya çalışırken, bir yandan ağzımla kumru sesi çıkarmaya çalıştım!!! Ardından da konuşmaya başladım "Oy sen benim yalnızlığımı paylaşmaya mı geldin tombik kumru, kaçma benden" şeklinde(bunu gerçekten yaptım, çok utanıyorum bakmayın) Allah'tan en üst kattayım, umarım kimse duymamıştır. Yoksa deli gömleğini üzerime geçirmeleri an meselesi! Bu maddeye de kocaman bir tick atıldı!
Puanlama: 0-2 tick:Kurtuldun himono onna değilsin'
2-3.5 tick: Dikkat et, her an himono onna olabilirsin!
3.5-5 tick: Üzgünüm sen de bendensin!
Kıssadan hisse: Evet 4.5 tickle malesef ben bir himono onnayım, hatta dizideki Hotaru benden çok daha iyi vaziyette. Şu blogu açmak bana yaramadı valla, hergün yeni bir boktan özelliğimi/rahatsızlığımı farkediyorum. Hadi bakalım, sizler ne kadar himono onnasınız. (Bu ne be, internetteki salak testlere döndü burası)
İşte sonum böyle olacak!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)